EHLİBEYT KİMDİR

Ey Peygamber! Müslümanlara) De ki: Sizden tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum; istediğim, ancak yakınlarıma (Ehl-i Beytime) sevgidir.
(Şûra Sûresi: 23)
Cevap:Bu ayetteki yakınlardan maksat Peygamber'in yakınları yanı Ehl-i Beyt'tir. Başka manalar yanlıştır. Çünkü:
a-Bu konuda Peygamber'den nakledilen bir çok hadis bu ayetin Ehl-i Beyt hakkında nazil olduğunu açıklamaktadır. Ve Ehli- Beyt imamlarından örneğin Hz. Hasan (a.s) ve İmam Zeynelabidin (a.s)'dan ve diğer İmamlardan nakledilen hadislerde de bu ayetten maksadın Ehl-i Beyt olduğu açıklanmıştır.
Bu hususta Ehl-i sünnet tarikiyle nakledilen bir hadisi şöyledir: Ahmed b. Henbel Musnedinde Said b. Cubeyr'den o da İbn-i Abbas'tan şöyle naklediyor: Meveddet ayeti nazil olduğunda (ashap): Ya Resulullah sevgilerini bize farz kıldığın yakınların kimlerdir? Peygamber (s.a.a.): Ali, Fatime, Hasan ve Huseyn'dir. (Gayet'ul-Meram s.306, hadis1.)
Eğer ayeti başka türlü mana edersek Kur'an'ı anlamada Peygamber ve Ehl-i Beyt'inden ayrılmış oluruz. Oysa ki Kur'an ve Peygamber ve Kur'an ve Ehl-i Beyt birbirinden ayrılmazlar ve bu yerinde delilleriyle ispatlanmış bir husustur.
b- Bu ayetin Ehl-i Beyt'in sevgisi hakkında olduğunu, Ehl-i Beyt'in sevgisine emredin onlarca hadis desteklemektedir: Örneğin Keşşaf kendi tefsirinde bu ayetin tefsirinde şu hadisi nakletmektedir:
Peygamber (s.a.a.) buyurdular: Kim Al-i Muhammed'in (Ehl-i Beyt'in) sevgisiyle dünyadan gderse şehit dünyadan gitmiştir.Bilin ki herkes Al-i Muhammed'in (Ehl-i Beyt'in) sevgisiyle dünyadan gitse imani kamil olan mümin olarak dünyadan gitmiştir. Bilin ki her kes Al-i Muhammed'in (Ehl-i Beyt'in) sevgisiyle dünyadan gitse ölüm meleği ona cenneti müjdeler. Bilin ki herkes Al-i Muhammed'in (Ehl-i Beyt'in) düşmanı olarak dünyadan gitse kafir olarak dünyadan gitmiştir. (Keşşaf Tefsiri c.4, s.120-121)
c-Herkesin kendi yakınları sevmesi gibi genel bir anlam ayete verilse, o zaman ayette anlam bozukluğu meydana gelir; çünkü insanın kendi akrabalarına sevgi beslemesinin Peygamber'in risaleti (Peygamberliği) için bir mükafat sayılması bu ikisi arasında mantık yönünden bir ilişkinin olmasına bağlıdır oysa bu ikisi arasında hiçbir ilişki yoktur. Ayeti Allah'a yakınlık olarak da mana etmek yanlıştır. Çünkü Kurba kelimesi Kur'an'da yalnızca akraba ve yakınlar anlamına gelmiştir. Allah'a yakınlık anlamına değil.
Bismillahirrahmanirrahim.
Hamd Allah’a, salat ve selamı resulü Muhammed Mustafa saa., ehlibeyt as. ve onların sadık takipçilerinin üzerine olsun.
Ehlibeyt kelimesi Kuranı Kerimde Ahzab 33 de “Ey Ehl-i Beyt, sizden her çeşit pisliği, suçu gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hale getirmek diler.” açıklanmış ve islam ümmetinde ehlibeytin kimler olduğu hakkında farklı 3 görüş ortaya konmuştur.
Bir grup ehlibeytten kastın hz. Resullah saa.ın hanımları olduğunu ifade ederler.Diğer bir grup sahabeler olduğu görüşündedirler. 3. görüş ise ehlibeytten kastın hz. Fatıma saa. hz. Ali as. ve onların soylarından gelen pak imamlar olduğudur.
1. grup surenin başlangıcında hz. Resullah saa.ın hanımlarından bahsettiği için ehlibeytin hanımları olduğu görüşünde olsa da; insanların günlük konuşmalarında bazen konuşurken aniden sözlerini başka bir yöne atfederek başkalarına hitaben konuşmaları ve daha sonra da yeniden ilk sözlerine dönmeleri, böyle bir şey Arap edebiyatı ve şiirlerinde oldukça çok olması, hatta Kur’an’da bile birçok örneğinin olması da göz ardı edilemez. Özellikle Ahzap süresine dikkat edilirse, Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in hanımlarına hitap ederken aniden müminlere hitap edilmekte, sonra yeniden kendilerine dönülmektedir.
Ayrıca bilmek icap eder ki eğer bu ayet Resulullah (s.a.a)’in hanımları hakkında olmuş olsaydı onlara özgü müennes zamir (dişi çoğul edatı) kullanılması ve böylece “liyuzhibe ankünne ve yutahhirrekunne” denilmesi icap ederdi. Ama bilindiği gibi görüyoruz ki ayette müzekker edatı (kum) kullanılmıştır, bu da ayetin hanımlar hakkında değil, Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in Ehl-i Beyt’i hakkında nazil olduğunu açıkça göstermektedir.
Ve ayeti kerimede anlatılan ehlibeyt her türlü pisliğin kendilerinden uzaklaştırıldığı, günahsız insanlar olarak tanıtılmıştır.Ama Allah Resulü saa. ın hanımlarından Aişe ile Hafzanın “İkiniz de tövbe ederseniz Allah'a; çünkü gerçekten de gönülleriniz suça meyletmiştir; ve fakat Peygamberin aleyhine, birbirinize arka verirseniz artık o Allah'tır onun yardımcısı ve Cibrîl'dir ve inananların en temizi ve melekler de bunlardan sonra ona arkadır, yardımcıdır.” Tahrim 4 ayetiyle Allah Resulünü incittikleri için tövbeye davet edildikleri çok bilindik bir gerçektir.
Ehlibeytten kastın sahabeler olduğunu söyleyenlerin görüşlerine gelince; bu konuda değinilmesi gereken ilk konu onların dayanakları olan “Ashabım Yıldızlar Gibidir” Hadisinin senedi zayıf olduğudur.
Nitekim Kadı Ayyaz “Şerh’uş- Şifa”, c. 2, s. 91’de bu hadisi naklederek şöyle diyor:
“Darukutni “Fezail”de ve İbn-i Abdulbirr de onun yoluyla bu hadisin senedinin delil olamayacağını söylemektedir. Abd bin Hamid kendi Müsned’inde Abdullah bin Ömer’den naklen Bezzar’ın bu hadisin sıhhatini inkar ettiğini söylüyor. Hakeza İbn-i Adî “Kamil”de kendi senediyle Nafi’den, o da Abdullah bin Ömer’den bu hadisin senedinin zayıf olduğunu rivayet etmektedir. Beyhaki de bu hadisin metninin meşhur olduğunu, ama bilindiği gibi senedinin zayıf olduğunu rivayet etmektedir.”
Zira bu hadisin senedinde yer alan Haris bin Ğuzayn’ın hali meçhul, Hamza bin Ebi Hamza-i Nasıri ise iftira ve yalancılıkla suçlanmıştır. Dolayısıyla bu hadisin zayıflığı sabittir.
Hakeza İbn-i Hazm da bu hadisin uydurma ve batıl olduğunu açıkça beyan etmiştir. Binaenaleyh böylesine zayıf senede itimat etmek asla doğru değildir; doğru olsa bile geneli ifade etmez; sadece Kur’ân-ı Kerim ve Ehl-i Beyt’e uyan iyi sahabeler kastedilmiş olabilir.Bu bilgiler ışığında sadece bazı sahabeleri eleştirmek mümkündür; çünkü sahabe genelde sıradan ve masum olmayan insanlardı. Masum olmadıkları için de hata yapmaları mümkündür.
Zira bazı sahabelerin içki içmek gibi günahlara bulaştıkları kaynaklarda da geçmektedir. İbn-i Hacer “Feth’ul- Bari” c. 10, s. 30’da şöyle yazıyor: “Ebu Talha Zeyd bin Sehl kendi evinde bir şarap meclisi düzenledi. On kişiyi de oraya davet etti, hep birlikte şarap içtiler.Ebu Bekir de, kafir müşrikler ve Bedir’de öldürülenler için ağıt olarak bazı şiirler okudu. Kaynaklarda bu kişilerin; Ebu Bekir bin Ebi Kuhafe, Ömer bin Hattap, Ebu Ubeyde-yi Cerrah, Ubey bin Kaab, Sehl bin Beyza, Ebu Eyyub Ensari, Ebu Talha (ev sahibi), Ebu Dücane Semmak bin Harşe, Ebu Bekir bin Şeğub ve o zamanlar 18 yaşında olan ve mecliste sakilik yapan Enes bin Malik olduğu geçer.
Nitekim Beyhaki Sünen’inin c. 8, s. 29’unda bizzat Enes’ten şöyle rivayet ediyor: “Ben o gün hepsinden küçüktüm ve meclisin sakisi (şarap sunucusu) idim.”

Sahabelerin masum olmadıklarına dair bir çok örnek verilebilir.Ama şimdilik bu görüşte olanların dayanakları olan hadisin senedinin zayıf olduğunu ifade etmenin yeterli olduğunu düşünüyorum. Böylelikle ehlibeytten kastın ne hz. Resullah saa. ın hanımları nede sahabeler olduğu açıklığa kavuşturulmuş oldu.Sıra geldi 3. görüşü teyit eden delillere…

Bu görüşte olanlara göre; Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde geçen Ehl-i Beyt kelimesi sadece belirli şahısları ifade etmektedir. Bunlar şu kişilerdir:

1-HZ.MUHAMMED (SAV)
2-HZ.FATIMA (AS)
3-HZ.ALI (AS)
4-HZ.HASAN (AS)
5-HZ.HÜSEYİN (AS)
6-HZ.ZEYNEL ABİDİN (AS)
7-HZ.MUHAMMED BAKIR (AS)
8-HZ.CAFER’ÜL SADIK (AS)
9-HZ.MUSA’İ KAZIM (AS)
10-HZ.ALİ’YÜL RIZA (AS)
11-HZ.MUHAMMED TAKİ (AS)
12-HZ.ALİ’YÜL NAKİ (AS)
13-HZ.HASAN’ÜL ASKERİ (AS)
14-HZ.MUHAMMED MEHDİ (AF)
Ehl-i Beyt terimi Peygamber’e atfedilerek Peygamber’in Ehl- i Beyt’i olarak kullanıldığı gibi, bazen Peygamber (s.a.a)’i de içine alacak şekilde geniş bir anlamda kullanılır. Nitekim Peygamber (s.a.a), bazen kendisinden ve diğer Ehl-i Beyti'nden “Biz Ehl-i Beyt” olarak söz etmiştir. Kısacası Ehl-i Beyt terimi sadece yukarıda mübarek isimlerini zikrettiğimiz kişileri ifade etmektedir; başka hiç bir kimseyi değil; Bu terimi Peygamber’in soyundan gelenleri ifade etmek için kullanılan seyyit ve şerif kelimeleriyle karıştırmamak gerekir. Ehl-i Beyt kelimesinin yukarıda zikredilen belli kişiler anlamına geldiğini ispatlayan bazı deliller şöyledir:
1 Kisa Hadisi: Tirmizi Sünen’inde (Hadis: 3129 ve 3719) Hakim Müstedrek’inde (c. 3 s. 146) ve Beyhaki Sünen’inde (c.2 s. 169) ve diğer bir çok muhaddis Ümm-ü Seleme’nin şöyle dediğini nakletmişlerdir: “Allah yalnız siz Ehl-i Beyt’ten her türlü kusur ve kötülüğü gidermeyi ve sizleri tertemiz kılmayı irade etmiştir…” ayeti benim evimde nazil oldu. O zaman evde Fatıma, Ali, Hasan ve Hüseyin vardı. Resulullah bunların üzerine abasını örterek: “Bunlar benim Ehl-i Beytim'dir; Allah'ım, bunlardan her türlü kusuru uzaklaştır ve bunları tertemiz kıl.” dedi.” Bu hadis Şia ve Ehl-i Sünnet kaynaklarında mütevatir olarak nakledilmiştir. Üstelik bir çok senedi de sahihtir. Bizzat Tirmizi ve Hakim yukarıdaki hadisin senet yönünden sahih olduğunu kaydetmişlerdir. Mustedrek’us-Sahihayn’in nakline göre hadisin sonunda şu ifade yer almıştır: “Ümm-ü Seleme diyor ki: “Ya Resulallah, ben Ehl-i Beyt’ten değil miyim? diye sordum; Resulullah: “Sen hayır üzeresin; ama Ehl-i Beyt’im bunlardır” diye cevap verdi.” Ahmet b. Hanbel’in naklinde de şu ifade yer almıştır: Ümm-ü Seleme diyor ki: “Ben abayı kaldırarak onların yanında yer almak istedim; Resulullah abayı benim elimden çekerek “Senin akıbetin hayırlıdır.” buyurdu. Tahavi Müşkil-ül Asar’da şu hadisi nakleder: Umret’ul Hamdaniye diyor ki “Ben Ümm-ü Seleme’nin yanına gelerek: “Ey Ümm’ül-Müminin, dedim, bu adam hakkında bana bilgi ver; bazıları onu seviyor; bazıları ise onu sevmiyor. Maksadı Ali b. Ebitalip idi.” Ümm-ü Seleme: “Sen nasıl? onu seviyor musun? Yoksa ona düşman mısın? diye sordu; Umre: “Ben ne onu seviyor ve ne de ona düşmanlık besliyorum” dedim. Bunun üzerine Ümm-ü Seleme aba hadisini anlatarak şöyle dedi: Allah, “Sadece siz Ehl-i Beyt’ten her türlü kusur ve pisliği uzaklaştırmayı ve sizleri tertemiz kılmayı irade etmiştir...” ayetini indirdi; evde sadece Cebrail, Resulullah, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin vardı. Ben Ya Resulallah, ben de Ehl-i Beyt’ten miyim? diye sordum. Resulullah, Allah katında senin için hayır vardır; dedi. Ben, soruma evet diye karşılık vermesini arzu ediyordum; o zaman evet diye cevap vermesi güneşin doğup ışığını saçtığı her şeyi bana vermekten daha sevimli idi. (Müskil’ül-Asar, c.1, s.336) Görüldüğü gibi, Resulullah ayette geçen Ehl-i Beyt kelimesi hakkında her hangi bir yoruma yer bırakmamak için abasını Ehl-i Beyti'nin üzerine örterek bu Ehl-i Beyt’ten maksadın kimler olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuştur. Resulullah’ın bunları bir abanın altında toplaması ve hatta bir çok nakilde yer aldığı üzere Ümm-ü Seleme’nin bile onların yanına katılmasına engel olması Ehl-i Beyt’in kim oldukları hakkında her türlü şüpheyi ortadan kaldırmak içindir. Peygamber’in hanımlarından hiç birinin bu ayetin kendisi hakkında nazil olduğunu iddia etmemesi de bu ayette geçen Ehl-i Beyt kelimesinin açık bir şekilde Peygamber’in döneminde Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’e tahsis edildiğini göstermektedir. "Ehl" kelimesinin asil mana itibariyle de zevceye denilmediğini lugat kitaplarını incelemekle anlamak mümkündür; hatta Sahih-i Müslim’de varolan Zeyd b. Erkam’ın hadisi de bunu göstermektedir. Sahih-i Müslim’de nakledildiği üzere “Zeyd b. Erkam’dan Ehl-i Beyt’ten kimler kast edilmiştir? Acaba maksat Peygamber’in hanımları mıdır? diye sorulunca, Hayır, Allah’a yemin ederim ki, hanım kocasıyla uzun bir dönem yaşar sonra kocası onu boşar ve o kendi babasına ve ailesine döner, dedi. (Sahih-i Müslim Hadis: 4425) Hz. Hüseyin (as)’in evlatlarından olan yukarıda mübarek isimlerini zikrettiğimiz diğer dokuz İmam’ın Ehl-i Beyt’ten oluşları ise, bir önceki İmam’ın kendinden sonra gelecek İmam’ı şahsen tanıtması ve Peygamber’in geleceğini bildirdiği on iki imam’dan ve Ehl-i Beyt’ten olduğunu açıklaması ile sabittir. Söz konusu ayetin Peygamber’in hanımlarıyla ilgili ayetlerin siyakında yer alışına dayanarak bu ayetin Peygamber’in hanımları hakkında nazil olduğunu söylemek ise nassa karşı ictihat olduğundan geçersizdir. Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldığı üzere bu ayetin Peygamber’in hanımları hakkında nazil olduğunu ısrarla söyleyen İkrime ve Mucahit gibi kişilerin sözü temelsiz ve batıldır. Bunların hadis uydurdukları hatta Ikrime’nin yalan olarak hadis uydurduğu için bir süre Abdullah b. Abbas’in oglu tarafından tuvaletin kapısın bağlandığı ve Mucahid’in Abbasi halifesi Mansur’a istediğiniz konuda sizin için hadis uydurabilirim dediği sabittir. Nesai Mucahid’i tanınmış yalancılardan saymıştır. Bu zatın Hz Ali’ye karşı düşmanlığı da açıktır. (bkz. Vefeyat’ul-A’yan c.1 s.320; Delail’us-sıdk, c.2, s.95)

2. Mübahele Olayı:

“Sana iyice bildirildikten sonra da gene bu hususta seninle tartışan olursa de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım, biz bizzat gelelim, siz de gelin. Ondan sonra da dua edelim ve Allah'ın lânetini yalancılara havale edelim” Ali İmran 61

Müslim Sahihin’de kendi senediyle Sa’d b. Ebi Vakkas’tan şöyle nakletmiştir: “Gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım ve sonra beddua edip yalvaralım da Allah’ın lanetini yalancıların üzerine okuyalım.” ayeti nazil olunca Resulullah (Allah’ın salat ve selâmı ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun) Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırarak söyle buyurdu: Ey Allah’ım! Bunlar benim Ehlimdir.” Ayni hadisi Tirmizi, Sünen’inde ve Ahmet b. Hanbel Müsned’inde rivayet etmişlerdir. Ahmed’in naklinde hadisin sonu şöyledir: “Bunlar benim Ehl-i Beytimdir.” Peygamber (s.a.a)’nin "Mübahele" olayında hanım ve yakınlarından hiç birini kendisiyle ***ürmemesi ve sadece Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseeyin’i kendi yanına alıp bunlar benim Ehl-i Beytim'dir diye buyurması yine Ehli Beyt’in yalnız bunlardan ibaret olduğuna delildir. Yukarıdaki açıklamalar üzerinde iyice dikkat edilirse anlaşılır ki, Ehl-i Beyt’en maksat yalnız yukarıda isimlerini zikrettiğimiz belirli kişilerdir. Buna göre Ehl- i Beyt’ten olmak için falan şart gerekir demek yersiz olur. Evet Ehl-i Beyt kelimesinden Resulullah’ın akraba ve yakınları veya soy olarak Resulullah (s.a.a)’in soyundan olan her kes kast edilirse ve buna hatta Peygamber’in hanımları da eklenirse o zaman “Birisinin Ehl-i Beyt’ten olabilmesi için Peygamber’in sünnetine uyması gerekir; eger Hz Muhammedi'n sünneti seniyesine tabi değilse Ehl-i Beyt'ten olmayacağı ehl-i ilimce belirlenmiştir.” demek bir anlam ifade eder; ama biz yukarıda açıkladığımız gibi Ehl-i Beyt kelimesi Kur’an ve hadislerde böyle bir anlam ifade etmemektedir. Ehl-i Beyt sadece yukarıda ismi geçen şahsiyetlerdir. Bunların ise sünnetin gerçek açıklayıcı ve koruyucuları oldukları, ilim ve takvada kendi dönemlerinde her kesten üstün oldukları, tarihi inceleyen her kes için şüphe ***ürmeyen bir hakikattir. Biz araştırmacı kardeşlere ip ucu vermek gayesiyle Ehl-i Beyt imamlarının kimler olduklarını açıkça yazan ve hatta onların faziletleri beyan eden bazı Ehl-i Sünnet alimlerinin isimlerini kaydediyoruz:
1-Semsuddin b. Tulun: Bu zat Ehl-i Beyt imamlarının fazileti hakkında "El-"Eimmet-ül-İsna Aşer" kitabını yazmıştır.
2- Şeblenci-i Şafii: Ehl-i Beyt hakkında Nur’ul Ebsar kitabını yazmıştır.
3- Şemsuddin Zehebi: Siyer-u A’lam-in-Nubela’da zikretmiştir.
4- Fazl b. Ruzbehan: Bu zat on iki Ehl-i Beyt im*****n fazileti ve onlara salavat getirmekle ilgili olarak bir kitap yazmıştır.
5- Ibn-i Hacer Mekki: Bu şahıs sözüm ona Rafızîlerin reddiyesi olarak yazdığı Es-Sevaik-ül-Muhrika adlı eserinde on iki imamı sayarak bunların kendi zamanlarında Peygamber’in soyundan gelen en faziletli kişiler olduklarına itiraf etmiştir.
6- Muhyiddin Arabi Futuhat-i Mekkiye’sinde: On iki Ehl-i Beyt im***** sayarak bunların yüce şahsiyetlerini açıklamıştır.
7- Kunduzi-i Hanefi: On iki imam’ın faziletleriyle ilgili olarak kaleme aldığı değerli ve kapsamlı eseri Yenabi-ül Mevedde’de Ehl-i Beyt’in yukarıda saydıklarımız olduğunu ve bunların ilahi makam ve faziletlerini sahih senetli hadislerle ispatlamıştır.
8- Ebu Reyye: El-Ezva-u Ales-Sünnet-in Nebeviyye adlı eserinde zikretmiştir.

Ayrıca Yenabi’ul- Mevedde, bab. 94, s. 494 da gecen bir hadiste “Ya Cabir! Benim vasilerim ve benden sonra Müslümanların İmamı; önce Ali’dir, sonra Hasan, sonra Hüseyin, sonra Ali bin Hüseyin, sonra “Bakır” olarak meşhur olacak Muhammed bin Ali; -Ey Cabir, sen onu (İmam Bakır’ı) göreceksin, onunla karşılaştığın vakit benim selamımı kendisine söyle- sonra Cafer bin Muhammed, sonra Musa bin Cafer, sonra Ali bin Musa, sonra Muhammed bin Ali, sonra Ali bin Musa, sonra Muhammed bin Ali, sonra Ali bin Muhammed, sonra Hasan bin Ali, sonra da Kâim (Mehdi)’dir ki, onun ismi benim ismim, künyesi benim künyemdir. O, Hasan bin Ali’nin oğludur. Allah onun eliyle yeryüzünün doğusu ve batısını fetheder. O kendi dostlarına o kadar gizli kalır ki, artık Allah’ın kalplerini imanla imtihan ettiği kimselerden başkası onun imametine inanmakta sabit kalmaz “ buyurmaktadır.

3. Selam Hadisi: Sahih Tirmizi Musnet Ahmet ve Müsned-i Teyalisi ve Mustadrek’us-Sahihayn’da Usd’ul-gabe’de yine Mecme’uz- Zavaid, El-Istiab ve bir çok diğer hadis ve tefsir kaynağında nakledilmiştir ki: Resulullah (s.a.a) altı ay boyunca sabah namazı için çıktığında Hz. Fatıma’nın kapısına uğrayarak şöyle derdi: Namaz vaktidir Ey Ehl-i Beyt! Gerçekten Allah sizden her türlü kusur ve kötülüğü gidermek ve sizleri tertemiz kılmak istemektedir. Hakim, Ma’rifet-u Ulumil-Hadis adlı eserinde bu hadisin Abdullah b. Abbas ve başkaları yoluyla mütavetir olarak nakledildiğini kaydetmiştir.
Bu en son görüş olarak zikredilen 3. görüş ehlibeyt mektebinin görüsüdür.Diğer iki görüşü ise daha çok ehlisünnet mezhebine mensup olanlar arasında revaç bulur.Bu son görüşü teyid eden daha bir cok dedilil zikredilebilir ama bu kadarının ilim ehline yeterli olacağı kanaatindeyim.
Selam ve dua ile; Allaha emanet.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder